logo

Çıraklıktan CEO’luğa Uzanan Başarı Hikayesi


Hero
heropower@yandex.com

Erbakan Malkoç. 11 çocuklu bir ailenin üyesi. İlkokul çağında anne ve babasını kaybedip yetim kalınca soluğu istanbul’da alıyor. İşte otomobil tasarımında dünya çapında bir üne kavuşan Malkoç’un başarı hikayesi…

Açılmayan kanatların büyüklüğünü kimse bilemez
Ardahan’ın Dengeli Köyü’nde doğmuş Erbakan Malkoç. 11 çocuklu çiftçi bir ailenin ferdi. İlkokul ikinci sınıftan dörde geçmiş ancak maddi imkânsızlıktan okuyamamış. Eksi 40 derecede tezek yakıp ısındıkları, camı çerçevesi olmayan bir okulda okumuş.

“O zamanlar köyde araba yoktu. Babam çarşıya götürünce otomobilleri görürdüm. Uzay mekiği ya da cin görmüş gibi büyülenirdim. ‘Bunlar nasıl birbirlerine çarpmadan gidiyorlar?’ diye şaşırırdım. Köy çocuğuyum, nereden bileyim. Çocukken bırakın bir arabanın hayalini, lastik ayakkabının hayalini kuramıyordum” diye anlatıyor o günleri. Çocukken hiç oyuncağı da olmamış Malkoç’un ama şimdi o, kurduğu Dizayn Vip markasıyla dünyanın en iyi otomobil tasarımcılarından biri. Dünyanın önemli iş adamlarına, sporcularına, birçok ünlü sanatçıya otomobil, helikopter, yat tasarlamış. Geçen yıl Avrupa’nın en iyi otomobil tasarımcısı ödülünü alan Malkoç, ‘2014 Avrupa Rekabet Kalite Ödülü’nün de sahibi. Türkiye’yi dünyaya tanıtan Erbakan Malkoç’un sıra dışı hikâyesini kendi ağzından dinledik.

AYAKKABISI ESKİSİN DE BANA VERSİN

İlkokulu bitirdiğim dönem annemi, babamı kaybettim. Yetim kalınca İstanbul’a abimin yanına geldim. Abim “Ne yapmak istersin?” diye sorunca “Çırak olacağım” dedim. Böylece hayranı olduğum otomobillere dokunma şansını elde edecektim. Her türlü zorluğu, yokluğu çektim. Yol param bile olmazdı. Ne öğle ne akşam yemeği; biri verirse yerdim. Her yerde parasız çalıştım. Ustalarımın ayakkabılarına bakardım eskisin de bana versinler diye.

O dönemde işyerlerinde sigorta da yoktu, yemek de. Bir evde beş altı kişi aynı odada kalırdık. Bunları ajitasyon olsun diye anlatmıyorum. Ülkemizde “Ben hiçbir şey yapamam, hiçbir şey olamam” diyen çok genç var; hayatım onlara örnek olsun. Bir kişi dünyayı değiştirebilir, o yüzden bir kişiye dokunabilirsem ne mutlu bana. Üniversitede okuyan gençler ilkokul mezunu olan bana bakıp da neler yapabileceklerinin hayalini kursunlar.

Avrupa’ya ilk gittiğim dönemlerde fuarların kapısından geri döndürülürdüm. Türk olduğumu öğrendiklerinde “Arabaları taklit edersiniz, çalarsınız” derlerdi. Bugün o fuarlarda “Erbakan Malkoç, gel de tasarımlarını dünyaya göster” diyorlar. Cenevre’ye gidiyorum, dünyanın en iyi otomobil üreticilerinin CEO’ları peşimde dolaşıyor. Amerika’ya gidiyorum “Mr. Erbakan” diyorlar; “Burada da mı tanınıyorum” diyorum. Muhteşem bir duygu. Hâlâ işimin başındayım, hâlâ işimin ustası benim. Tasarımdan imalatın bitimine kadar her safhasında varım. Ben patron değil, liderim. Ekibimi peşime takar, götürürüm. Onlara tepeden kamçı atmam, kamçı atan patrondur. Önden çeken liderdir. Onlarca çalışanım “Usta” der bana.

USTALARIMDAN ÇOK DAYAK YEDİM

9 yaşında çıraklığa başladım. Ustalarım beni zamanında iyi haşladılar. İnanılmaz dayak yerdim. Sıfır bir arabayı matkapla çizince kovuldum. “Çık, git” dediler. Hatta arkamdan kola şişesi fırlattılar. Yine de yanlarına gidip “Geçmiş ve gelecek haklarınızı helal ediyor musunuz?” dedim. Onlar benim ustam. İş öğrettiler bana. Ben de çok haşarıydım. Yapılan işlerin standardını beğenmez, mucitlik yapmaya çalışırdım. Onlar da “Senin üzerine vazife mi?” deyip döverlerdi. Benim için Vefa bir semt ismi değildir. Vefasız insan kuru bir ağaca benzer. Ondan sadece ateş olur, alev olur. Ustalarımdan ne kadar dayak yediysem de onlara bir vefa borcum vardı. Ustalarım başımın tacıdır, ne zaman görsem ellerini öperim. Severlerdi beni ama asiliklerim ve fark yaratma isteğim ustalarımı rahatsız ederdi. Bir ürün yapılınca beklemeden yenisini yapmaya çalışırdım. “Bir dur da satıp para kazanalım, sonra yaparız” derlerdi, dinlemezdim. Şimdi bile aynıyım. İmalatımda onlarca araba var. Yeni bir tasarım kafamdan geçerse “Durun, bunu uygulayın” derim.

ASİL AT KENDİNE KAMÇI VURDURTMAZ

Bende asi bir ruh vardı. Fark yaratmanın peşine düşen biriydim. Standart hiçbir iş memnun etmezdi beni. Benim için iyi yok, hep daha iyi vardır. Birileri iyi yapıyorsa siz daha iyisini yapmak zorundasınız. Babam çiftçiydi ama işini iyi yapardı. Çiftçilik malzemelerinin hepsinin yerleri belliydi, elinizi atsanız bulurdunuz. Babam, “Hayatın boyunca birinci sermayen itibarın, ikinci sermayen de dostun olsun” derdi. Kovulunca abimle kendi atölyemizi açtık. 92 yılından bu yana da kendi işimi yapıyorum. Bugüne kadar hiçbir müşterim gelip de “Zamanında teslim etmedin, verdiğin sözü tutmadın” diyemez. Bana iş, aş veriyorsa bunun karşılığında işimi iyi yapmam gerekir. Babam “Asil at kendine kamçı vurdurtmaz” derdi.

Bir karda yürüyüp iz bırakan, bir de o izleri takip eden vardır. Ben hep iz bıraktım. O dönemde üretilen otomobillerde aksesuar yoktu. Eksiklikleri görünce farklı işler yapmak istedim. Arabanın camı elle açılırdı. “Bunun bir sistemi olması lazım” diye düşünüp otomatik cam yapmak için kolları sıvardım. Silecek motoruyla otomatik cam yapmıştım. Cıvalı alarmlar yapardım. Kendi atölyemi açtıktan sonra farklı işler yapabildim. Her geçen gün müşterim arttı. Standart şekilde üretilen bir otomobil üzerinde yaptığım değişik üretimlerden sonra iki otomobilin arasında gündüzle gece kadar fark olur. Başladığım günden bu yana fabrikanın ürettiği hiçbir ürüne değer vermedim. Hep olanın üzerine koydum.

SALAMI SUCUĞU NEREDEN BİLEYİM!

Yeni gelmişim köyden. Kulakları çınlasın, Cengiz abim vardı. Bir gün bana sandviç yaptırmış; “Al oğlum ye” dedi. Öyle bir sevindim ki ilk defa karnıma güzel bir şey girecek. Bir ısırdım, Allah’ım hayatımda hiç bilmediğim bir tat. “Bunun içinde ne var acaba?” diyorum. Bir lokma daha ısırıp çöpe attım. Cengiz abi geldi. “Ne çabuk yedin oğlum. Kocaman ekmek bitmez, ne yaptın?” deyince “Abi kızma ama yiyemedim. Tadı bir acayipti. Hayatımda böyle bir şey yemedim” dedim. Çöpten sandviçi aldı, “Bak oğlum, bu sucuk, bu salam” diye anlattı. Çocuğum bir şey görmemişim ki. O zamanlar Türkçem bile düzgün değil. Köyde annemin yaptığı tereyağını sac ekmeğine sürer yerdik. Biz ne bilelim salamı sucuğu.

İLKOKUL MEZUNUYUM AMA

Trenlerde dayak yiyerek aşağı atılırdık. Bizim yaşımızdaki çocuklar okul sıralarında okurken biz hayat mücadelesi veriyorduk. Boynuma aküleri bağlar, yırtık gömlekle kar altında ustamın peşinde gezerdim. Hayatım boyunca kimse bana inanmadı. Yaradan öyle bir yetenek verdi ki herkesi mahcup ettim. Şimdi her sabah altıda kalkıp İngilizce çalışıyorum. Yaşam koçum var. Liseyi bitirip üniversite de okuyacağım. İlkokul mezunuyum ama şimdi üniversitelerde girişimcilik ve liderlik dersi veriyorum. Gençlerden öyle övgüler alıyorum ki bu hazzı hiçbir şey yaşatamaz bana.

Gençler kendilerine inansın.

Açılmayan kanatların büyüklüğünü kimse bilemez.

Kanatlarınızı açıp uçamadıktan sonra kartal olmanızın ne anlamı kalır.

Kartal olmak isteyen gençler lütfen kanatlarını açsın.

Asla iki tavşan kovalamasınlar,

ikisini de kaçırırlar.

Hayallerimi bırakmadım.

Gençler de hayallerinin peşini bırakmasın.

Share
1212 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

1+10 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ” Öfkeyle geçen her dakikanız, mutluluğunuzdan çalınmış 60 saniyedir.”

    10 Şubat 2019 Koşe yazarları, Manşetler, Serkan Temiz

    Psikologlar der ki ; İstediğimiz şey o an için olmadığında yada istediğimizi yaptıramadığımız da beynimizin ortaya çıkardığı bir durum dur. Öfke Bizler öfkelendiğimizde ne yaparız sağa sola saldırır, şiddet uygular ve bu şiddet sonucunda her istediğimizi yaptırmak isteriz. Yaptırabilir miyiz tabii ki eğer güçlü isek ,kelli felli isek ,çevremizde ağabeylerimiz, ablalarımız yada dayılarımız varsa istediğimizi yaptırırız. Peki sonrasını hiç düşündünüz mü? Sizin bir anlık öfkeniz yüzünden kırılan onlarca insan, onlarca kalp ve sizin...
  • EREN…

    07 Şubat 2019 Hilal GÖK, Koşe yazarları, Manşetler

    Eren.. Yürüdüğüm toprak sokaklarda yürüyen,büyüdüğüm dağlarda büyüyen kahraman çocuk... Sarışın,yakışıklı,üstelik bir de Trabzonspor'lu... Küçük yaşta babasız kalan,peygamber kaderli.. Çalışkan,dürüst,fazlaca çocuk olsa da yaşı gereği,aslında kocaman adam olan... Eren,şehitlik mertebesine henüz 15 inde erip Yesevi'nin Alp Eren'i olan... Küçücük sepetine kilosundan fazlaca odun koyup,dul kalmış anasının yükünü azaltan... 13 kardeşin en küçükten bir büyüğü...Dağ gibi yüreğine,dağlar kadar kahramanlik sığdıran. .. Burda...
  • ORTALIK TOZ DUMAN KİM HANGİ PARTİLİ BELLİ DEĞİL…

    02 Şubat 2019 Alt Manşet, Gölge Adam, Koşe yazarları, Manşetler

    Ortalık toz duman, kim hangi partili belli değil, yerini beğenmeyen aday kendine alternatif bulup kapattığı kapıyı hemen karalamaya başlıyor. Seçim süreci içinde olduğumuz bu dönemde bütün partilerde artık muhalefet durumu değil, karşıt görüş ve tükürdüğünü yalama modası oluştu, peki seçmen ? Bunu yermi ? Yaptığımız araştırmalarda görünen durum hiçte böyle değil, yapılan hesaplara uymayan ve bazı durumları sindiremeyen partililer 31 Mart akşamı gerçekten adaylara ter döktürecek ve bekledikleri sonuçu vermeyecek. Yeni dönemde adı itt...
  • İl ve İlçe Belediye Meclis Üyeliği Mahalli yerel idarelerde çok önemli bir makamdır

    31 Ocak 2019 Koşe yazarları, Manşetler, Turhan Akşen

    Belediye başkanının tüm projelerinde bütçesinde çalışmalarında alınacak her tüŕlü kararlarda yetkiyi veren kişilerdir.En az Belediye başkanı kadar sorumlu ve partilerin temsili organlarıdır. Belediye meclisinde kurulacak komisyonlarda yer alır ; meclise getirilen kararlarda Temsil ettikleri parti yönetim kurullarının da, ortak kararıyla atacakları imzalarından sorumludurlar. Belediye meclisinde çıkan kararlarda "Oy birliği" ibaresi çok önemlidir.Çünkü muhalif partilerinse belediye meclis üyelerinin mutakıp kalarak oy verdiklerinin manasınd...