logo

Hadi Gel Evcilik Oynayalım

Çocukluğumun ev güzel tekliflerinden biriydi bu söz “Hadi gel evcilik oynayalım” Bir koşturmaca başlardı hemen. Kız yada erkek olsun fark etmez, kız arkadaşlarımız bir koşu mutfağa gidip tabak, çanak, bardak ne bulduysa getirirken, erkekler evin babası olurduk genelde. Aileler kafa kafaya vermiş konuşurlarken, biz çocuklar bambaşka bir dünya kurmuştuk kendimize. Kız çocukları yapmacık yemekler ve içecekler ikram ederken, bizlerde bir yudumda yerdik bu yemekleri. Ne kadar masumdu düşlerimiz. İçinde hiçbir art niyet barındırmayan, saf masumane tertemiz bir dünya. Hatta o kadar kaptırırdık ki kendimizi bu dünyaya kalkma vakti geldiğinde bile üzülürdük çoğu zaman. Arada bir küçük kavgalar çıksa da genellikle büyük bir mutlulukla biterdi oyunun sonu.
Oyunun sonu bile tatlıya bağlanır, yeni sözler verilir, bir sonraki oyunda hangi yemekler pişecek, hangi tatlılar yenecek ve neler içilecek bunların siparişleri bile verilirdi. O zamanlar böyle cep telefonları yok tabi. Yeni buluşma ancak yeni bir ev ziyaretine denk gelecek ki bu buluşma gerçekleşsin. Allahtan eskiden aile ziyaretleri sık sık yapıldığından bu buluşmaların arası da çok fazla uzamıyordu. Dört beş yaşından başlayın da ergenlik dönemi olan neredeyse on sekiz yaşına kadar bu oyunlar oynana gelmişti çoğu zaman. Büyüdükçe duygular geliştikçe ufak ufak duygusal bir bağa da dönüşse bu oyunlar, yine de bir çocuk sadeliği ve temizliği ile devam edip gidiyordu. Ne zamanki bireyler on sekiz yaşını geçiyor, işte o zaman bu masumane oyunlar yerini duygusal birlikteliklere bırakıyordu. Ama bu duygusal birlikteliklerde bile karşı tarafın canını acıtacak, kıracak, küstürecek davranışlardan itina ile kaçınılıyor, hatta üzülmemesi için ekstra çaba gösteriliyordu.
Geçenlerde bir haberde “Hadi gel evcilik oynayalım” sözünü duyduğumda bir anda çocukluğumda buluverdim yine kendimi. Haberin detayını okudukça içimin acıdığını hissettim ve kırk yıl düşünsem bu sözün bu şekilde kullanılacağı aklıma gelmezdi demekten kendimi alamadım. Sanki dünya durmuştu o an. Altmış yaşında bir adam kendisi ile evlendirilen 15 yaşında bir kız çocuğu ile ilişkiye girebilmek için kullanıyordu bu sözü. Olamaz diye bağırdım birden, çevremdeki herkesin şaşkın bakışları arasında. Olmazdı, olmamalıydı. Sanki toplum benim söylediklerimi duyuyormuşçasına neden olamacağını, olmaması gerektiğini anlatmaya çalıştım ağlamaklı bir sesle.
Çünkü; evcilik saflığı, temizliği, duruluğu simgeleyen bir oyundu bizim için. Kirli emellere alet edilemezdi.
Çünkü; Bizim çocukluğumuzdaki yapmacık yemeği, çayı, kahveyi simgeliyordu bu söz, altmış yaşındaki bir sapığın, gözünü kan bürümüş bir manyak ruhlu birinin ağzına yakışmıyordu.
Çünkü; Biz arkadaşımızın saçının teline bile zarar getirebilecek bir olaya çocukken bile tepki göstermeye hazırken, Pedofili ruhlu bir sapığın, ne olduğunu dahi anlamayan bir çocuğa el sürmesi kabullenilemezdi.
Çünkü; keşke bu hiç bitmese dileklerinin bir nakış gibi işlendiği bir talebi dillendirirken bu oyun, aklı uçkurundan başka bir yere çalışmayan bu hastalıklı insanların elindeki minicik yüreklerin ne olur bir an önce bitsin çığlıklarına dönüşemezdi.
Daha da acısı zaten çocuk olan bu yüreklerin kayınvalide, eş, kayınbaba elindeki işkencelerini de anlatıyordu bu haber. Oyuncaklarla oynaması gereken bu çocuklar, küçük yaşlarda ev işlerinde çalıştırılıyor, köle muamelesi görüyor, horlanıyor ve aslında diri diri mezara gömülüyordu.
Bunun mutlaka bir cezası olmalıydı, ama benim bildiğim kadarıyla şu anda böyle bir şey yok ne yazık ki. Aynı haberin devamında okuduklarım ise adeta kanımı donduruyordu. İstanbul’da özel bir hastaneye sadece bu yıl on beş yaşından küçük yüz on beş hamile çocuk getirilmiş, ancak suç olan bu durum güvenlik kuvvetlerine bildirilmemişti. Yok artık bu kadar da olmaz diyecektim, diyemedim. Kelimeler düğümlenmişti boğazımda. Ağlamaklı bir ses tonuyla yazık diyebildim sadece. Özellikle anne ve babanın vurdumduymazlığı sonucu küçücük bedenler satılıyordu üç beş kuruşa. Bir kız babası olarak bir kat daha hüzünlendim. On, on beş yaş arası bu çocuklara şiddet gösteren, hadi gel evcilik oynayalım gibi tertemiz bir sözü alıp çirkin emelleri için kullanan, eğer kabul etmezse şiddete maruz bırakan bu insan diyemeceğim şahsiyetler aramızda dolaşıyorlar.
Ne yapılabilir diye bir süre düşündüm sonra. Bir düşünsenize yaşlı bir sapık ve küçücük kız çocukları. Cahillik deyin, eğitimsizlik deyin, toplumsal bir yara deyin ne derseniz deyin, ama bana ne olur bunun nasıl önleneceği ile ilgili birkaç kelam edin. Şöyle bir şey olabilir miydi mesela diye düşünmekten kendimi alamıyorum, şeriat hükmünde suç işlenilen uzvun kesilmesi gibi bir çözüm mesela. Eminim ki toplumdan çok ciddi destek bulacaktır bu düşünce.
Bu düşüncelerle hızlıca kanalı değiştirebildim sadece, çünkü elimden bu geliyordu. Diğer kanala geçtiğimde ise bir kez daha eriyip tükendiğimi hissettim olduğum yerde. Başka bir haberde de bir yaratık eşini otuz iki yerinden bıçaklayarak, iki buçuk saat işkence yapıyordu eski eşine. Düşünebiliyor musunuz, yine güçsüz bir varlığa otuz iki bıçak darbesi ve üstüne iki buçuk saat işkence. Bir şeyler yolunda gitmiyor, görmüyor musunuz. Bu nasıl bir öfke patlamasıdır, bu nasıl bir vahşettir, bu nasıl bir sapıklıktır. Birçok şey daha söyleyeceğim ama yazmaya elim varmıyor.
Bu işin çözümü yine çocukça düşünmekten, çocukça davranmaktan geçiyor. Ancak böyle davrandığımızda bu sorunlar hızlıca çözülecektir. Öyleyse bu işin yaşı yok “Hadi gel evcilik oynayalım”

Share
3519 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

7+3 = ?